Hîv

“bir

aralık sabahı

eğer kars’a yolum düşerse
kars’ın en ayaz saatlerinde
bir çorba içelim
tanrı senin şansına
güneşi gönderirse o vakit
kalkıp çocuklarla kartopu oynayalım

yüksekova’da karşılaşırsak eğer
bir araba durağında
sana tütün sarayım
ama sen “sigara kullanmıyorum.” de
-ki bende senin için sigarayı bırakayım

uludere’ye giden bir otobüste
aynı koltuğu paylaşırsak eğer
sözü roboski’ye getirelim
eğer neden öldürüldüğümüzü
merak edersen;
roboski mezarlığına gidelim
34’ten biri mutlaka anlatacaktır

dersim’e doğru eserse rüzgarın
beni seyid rıza’nın ayakları dibinde;
üşürken görürsen eğer
bana bir çay ısmarla
-ki ata’mda şahit olsun sana olan aşkıma

diyarbakır surlarını gezerken
surların tarihini anlatacak birini ararsan
beni çağır; hiçbirşey bilmesem bile
diyarbakır’ın verdiği huzuru
sana verebilirim
-sen tebessüm et kafi

urfa’da kaybolursan eğer
bir kahvede beni çay içerken bul
seni annemle tanıştırırım
bana olmasa da, belki çocukluk fotoğraflarıma aşık olursun
-çocukluğumu yaşarım

ordu’da faşistlerin arasında kalırsak eğer
direnelim/ ve aralıksız gülelim
çünkü gülmek ideolojik bir eylemdir
ama en güzel eylemin sevmek olduğunu unutmayalım
-birbirimizi de sevelim.”

Reklamlar

“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim” dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: “Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda…”