Belçika’da Futbol Devrimi

Belçika ve Hollanda..
Aslında hepimizin yabancı olmadığı,herkesin bildiği ve hayranlık duyduğu iki futbol ülkesi. Bugün Belçika’yı inceleyeceğiz, kısa bir süre sonra ise Hollanda’yı. Başlayalım bakalım..

Euro 2000’de Türkiye,İsveç ve İtalya’nın bulunduğu grupta yer alan Belçika, Türkiye’ye son maçta 2-0 kaybediyor ve gruptan çıkamıyor. Bu maçın ardından Belçika Federasyonu yeniden yapılanma kararı alıyor ve futbol direktörlüğüne Michel Sablon’u getiriliyor. Sablon’dan geleceğin inşa edilmesi isteniyor. 12 sene başarısız geçen ve sonra bir anda şampiyonlarda favori gösterilen Belçika’nın temelleri o günlerde inşa edilmeye başlanıyor. Dönelim o günlere. Michel Sablon iki yıllık çalışmalar sonunda; daha çok 3-5-2 ve 4-4-2’yle oynanan sıkıcı, yavaş, yaratıcılıktan yoksun ve uyumsuz oyun yerine 4-3-3 formasyonun kullanılması gerektiğini söylüyor. Peki neden 4-3-3? Ortada başarılı bir Ajax örneği var ve İspanya-Hollanda ekolleri benimsenmek isteniyor. Aynı zamanda da 4-3-3’ün oyuncu geliştirmek ve sonuç almak için en uygun formasyon olduğu kanısına varılıyor. Tabi sadece formasyon ve oyunla sınırlı değil değişiklikler. Altyapılarda büyük bir yapılanmaya gidiliyor. Tesisleşmeye çok yüksek paralar harcanıyor. Çünkü yatırım para demek. Altyapıda büyük yapılanma olduğunu söylemiştik. Peki bu nasıl oldu? Futbol okulları ve akademileri kuruluyor. Altyapıdaki genç futbolcuların ülke dışına çıkmasına izini veriliyor. Hazard’ın 14 yaşında Fransa’ya gitmesi,Lukaku’nın 18 yaşında İngiltere’ye gitmesi bunlara örnek olarak verilebilir. Altyapılarda olan başka bir değişiklik ise genç takımlar oynanacak olan formasyona ufak çaplı oyunlarla hazırlanıyordu. Futbolcular hemen 11’e 11 maç için sahaya çıkarılmıyordu. 7 yaş altı takımı 2’ye 2, 9 yaş altı takımı 5’e 5 ve 11 yaş altı takımı 8’e 8 yarı sahada maç yapıyor ve 12 yaşından sonra 11’e 11 maça izin veriliyordu. Ki bunu bilimsel olarak da desteklemiş ve Genk,Brugge,Liege, Anderlecht gibi takımların uygulaması içinde olanaklar sağlamışlardı.
Yatırım demek para demiştik.. Gelen sadece para olmadı. Paradan sonra başarı da ardısıra geldi ve o zamanlarda temeli atılan Belçika; şimdilerde kupa favorileri arasında..

Michel Sablon bütün bunları yaparken farkında olduğu bir şey vardı; eldeki altın jenerasyon. Öyle ya bu jenerasyonun bir gün sonunun geleceğini biliyor ve şöyle diyordu; Yenilik yapmalısınız ya da Hollanda gibi gerileyeceksiniz.
Belçika klüpleri şu anda scouting’e en çok yatırım yapmış klüpler arasında..

Reklamlar

“Ekim onaltı’da doğdum
yaşımı sorma
yaşımı bilmiyorum
belki gözlerinden akan yaştayım
ama sen sakın ağlama
üzülürsün ölürüm
..
seninki de zor iş
gülmek de yasak sana
gülüşüne ölünen kadın/
adın mutlaka geçecek bak
ah hiv!
ah kadın!
ah kadınım!
ah kızım!
..
birlikte ile başlayan cümleleri
sevmem
seninle birlikte olamayacağımızı
bildiğimden
buna emin ol
ama birgün seninle yanyana gelirsek
öyle umut ediyorum
şunu yapalım
bunu yapalım
istiklal’de yürüyelim
bu kadar romantizm yeter
şu kafe benim bu kafe senin/ değil /
şu dağ benim bu dağ senin
gezelim
oturup dağlara sıfır manzaramızda
bi çay içelim / çay önemli!
..
son olarak
utanarak
bir şey;
sen çok şey anla/
al bak şu gabar dağı, bu da benim
yüreğim!”..

sevdiğimden küfrediyorum galiba

“tabi yine yoktun.. kış mıydı bahar mıydı hatırlamıyorum. sen gelmiştin yağan kar’la.. kar dediğime göre kıştı herhalde.. seninle oturup sobanın dibinde koyu bi sessizliğe daldık.. gamzenden öpmek aklımın ucundan bile geçmedi, geçmiyordu.. sürekli elimde bir terleme, aklımda soru işaretleri.. ne desem, hangi konuyu açsam diye düşünüyordum; çünkü sen konuşmayacaktın, çünkü sen benimle hiç konuşmadın. ama biliyordum da bu sessizlik kötü. böyle susmaya devam edersek birimiz gidecekti.. dışarısı da soğuk kıyamam ki sana! ben gitmeliydim, seni de örtsem üstüme üşümem, herhalde, sanırım öyle olurdu; ki sen hiç ısıtmadın da beni, öyle allahsızca seviyordum seni işte / neyse sonra birşeyler oldu lakin çok geçmeden anladım kendi kendime konuştuğumu.. birileri çağırdı beni, gittim../ ve hep sordum kendi kendime? o yağan kar mıydı, yoksa sen miydin? biraz uyusam bu soruların cevabına bulur muydum? bilmiyorum / ama şunu bil, bazen sana çok küfrediyorum, sevdiğimden herhalde..”

Hîv

“bir

aralık sabahı

eğer kars’a yolum düşerse
kars’ın en ayaz saatlerinde
bir çorba içelim
tanrı senin şansına
güneşi gönderirse o vakit
kalkıp çocuklarla kartopu oynayalım

yüksekova’da karşılaşırsak eğer
bir araba durağında
sana tütün sarayım
ama sen “sigara kullanmıyorum.” de
-ki bende senin için sigarayı bırakayım

uludere’ye giden bir otobüste
aynı koltuğu paylaşırsak eğer
sözü roboski’ye getirelim
eğer neden öldürüldüğümüzü
merak edersen;
roboski mezarlığına gidelim
34’ten biri mutlaka anlatacaktır

dersim’e doğru eserse rüzgarın
beni seyid rıza’nın ayakları dibinde;
üşürken görürsen eğer
bana bir çay ısmarla
-ki ata’mda şahit olsun sana olan aşkıma

diyarbakır surlarını gezerken
surların tarihini anlatacak birini ararsan
beni çağır; hiçbirşey bilmesem bile
diyarbakır’ın verdiği huzuru
sana verebilirim
-sen tebessüm et kafi

urfa’da kaybolursan eğer
bir kahvede beni çay içerken bul
seni annemle tanıştırırım
bana olmasa da, belki çocukluk fotoğraflarıma aşık olursun
-çocukluğumu yaşarım

ordu’da faşistlerin arasında kalırsak eğer
direnelim/ ve aralıksız gülelim
çünkü gülmek ideolojik bir eylemdir
ama en güzel eylemin sevmek olduğunu unutmayalım
-birbirimizi de sevelim.”